Bazen...

23 Mayıs 2009 Cumartesi


Bazen çekip gitmek isterim... Bazen durmak olduğum yerde, Bazen susmak, Bazen çılgınlar gibi davranmak... Bazen sıkıcı olur hayat, her şeyden bıkarım... Bazen konuşmak isterim durmadan...
Bazen aşkı yeniden bulmayı isterim... Bazen aşk da neymiş tek gerçek hayatın felsefesini bilmekmiş derim kendime... Bazen kitaplar okurum, kaybolurum satırlar arasında... Kendime hiç yıkılmayacak kaleler inşa ederim yüreğimde... Bazen gözyaşlarım akar sessizce... Bazen öfkelenirim, sinirlendim mi bağırır çağırırım... Bazen ölmek isterim ama kolaya kaçar diye vazgeçerim ölmekten... Bazen savaş meydanında düşmanlarımla çarpışmak isterim... Bazen müziklerin ritmine bırakırım kendimi rahatlarım... Hayat bazen kalleşlik yapar bana, ben hayata karşı gıcık olurum... Hayat bazen sıkıcı olur, bazen çok güzel gider ya her şey, bazen de zamanı durdurmak isterim... Hayatım böyledir işte... Hükmü hem sabittir hem de hükümsüzdür...

İnsan Olmak...

21 Mayıs 2009 Perşembe



18 Mayıs günüydü... "Vefat etti" haberi geldi kulağıma... İlk önce, yok canım olmamıştır böyle bir şey dedim kendime... Sonra televizyonu açtım hemen. Bütün haber kanallarında geçiyordu haber... "Türkiye çok değerli birini kaybetti" dedim ve sustum. Sonra içimi bir öfke kapladı. Ona karşı sayısız iftira atan insanlara karşı, hayatının son zamanlarında ona yapılanlar, ona reva gördükleri terbiyesizce, saygısızca davranışları ile onun bu ülke için yaptığı, bu ülke insanını cüzzam gibi bir hastalıktan kurtarmış o saygı duyulası insana karşı bazı ahlaksızların yaptıklarına dayanamadım... Sinirlendim... Hala da bu satırları yazarken, ona karşı yapılanları içime sindiremiyorum. Evet, Türkan Saylan Hoca'dan bahsediyorum. Türkan Hocaya karşı yaptıklarını sindiremiyorum bir türlü!

Sonra kapattım televizyonu "Birileri artık bi taraflarına kına yakarlar!!" dedim ve sustum. İşte yapmak istediklerini gerçekleştirmişti onu sevmeyenler... İktidar ve yandaşları,yobazlar,din tüccarları sevinmiştir!

Onlar, Türkan Hocayı ve nice Türkan Hoca gibi düşünen insanları sevmezler... Çünkü,

*Türkan Hoca gibi saygıdeğer insanlar genç kızları tarikatların, cemaatlerin ağlarından kurtarırlar...
*Türkan Hoca gibi değerli hocalar insanlara kendi haklarını korumasını ve sahip olduğu haklara sahip çıkmasını öğretirler...
*Türkan Hoca gibi hocalar insana "insan" olduğu için değer verirler...
*Türkan Hoca gibi hocalar genç kızlara, erkeklere ileride kendi ayakları üstünde hayata karşı mücadele edebilmeleri için destek olurlar...

Din tüccarları, iktidar şakşakçıları, kendini yazar zanneden satılmış köşe tutucuları,demokrasi rantçıları sevmezler Türkan Saylan Hoca gibi saygıdeğer insanları... Kara çalmaya çalışırlar, terörist, katil, bölücü yaftaları yapıştırmaya kalkarlar arkalarına şeyhleri,amerikan imamlarını çağdaşlaşma düşmanlarını alanlar. Sevmezler, ne kadar ahlaksızca iftira varsa kara çalmaya kalkarlar... Kendi karanlıklarını yaymaya çalışırlar.

"Ne şeriat ne de darbe" diyen bir insana utanmadan "darbeci" suçlaması yaparlar din tüccarları.
Öyle ki kendi ufak beyinlerinde akılları sıra gaza getirmektir niyetleri. Bilmezler ki güneş battığı zaman küçük insanların gölgeleri büyük görünürmüş kendilerine; kendilerini padişah zannedenlere... Güneş umuttan doğar bilmezler onlar... Din tüccarları sevmezler Türkan Hoca gibi saygıdeğer insanları... Bilmezler ki anneannelerini, dedelerini cüzzam gibi illet bir hastalıktan kurtaranın Türkan Saylan Hoca gibi saygıdeğer hoca olduğunu...

Bilmezler onlar bütün bu gerçekleri... Bilmezler onlar insan olmanın erdeminin ahlakını... Bilmezler ki en yüce kitap Kuran-ı Kerimin vefat eden birinin arkasından cenazesi ile dalga geçilmeyeceğini söylediğini... Bir insanın yaptığı iyilikleri, insanların hayatını kurtarmış bir insana iftira atılmayacağını gerçekten inanan insanlar bilirler... Onlar bilmezler ki insan olmak için insan olmanın yetmediğini, insan olunabilmesi için Türkan Hoca'nın yaptığı gibi "insan olabilmenin" insanlığa hizmetten geçtiğini... Kendi dinlerini bilmeyen saygısızlar, ahlaktan yoksun insanlar bilmezler ki Türkan Saylan'lar hiçbir zaman ölmez... Bilmezler ki Allah'ın en sevdiği kullarının insanlığa hizmet eden insanlar olduğunu Türkan Saylan Hoca gibi... Türkan Hoca ile hiç tanışma fırsatım olmadı ama bu ülke için yaptığı güzel işleri, her daim bir öğrenci bile okutabilmenin heyecanını daima içinde taşıyan o güzel insanın yüzünden okunuyordu içinde ki iyilik duygusu ve yüzüne yansıyordu içinde ki sevgi...Türkan Hocamızın mekanı cennet olsun... Güle güle Atatürk'ün kızı... Emanet bıraktığın eserin ateşi hiçbir zaman sönmeyecek...

Bloggum'da Sansürlendi!

25 Mart 2009 Çarşamba

Evet sevgili okur, başlığı yanlış okumuyorsun. Dün gece Bloggum'un sansüre uğradığı haberini aldık. Türkiye de bugün milyonlarca site o ve ya bu nedenlerden dolayı sansüre uğramış ve uğratılmakta. Bir yandan demokrasi nidaları atan sözde liboşlar bugün internette bizim yazılarımızı hazmedemeyen, gerçekleri yazdığımız için bunlardan rahatsız olanlar ne yazık ki insanların iletişim hakkına tecavüz etmekten kendilerini alamamaktadırlar.

Bu gelişen olaylar ne yazık ki büyük bir utançtır. Önce Wordpress, sonra Blogger ve şimdi de Bloggum sansüre uğradı. Bugün burada yazılanlar tarih sayfalarına birer utanç olarak kaydedilecek ve unutulmayacak, unutturulmayacaktır. Bugün demokrasi diye mitinglerinde nidalar atarak halkı kendi ideolojisi ile etkilemeye yönelik girişimlerde bulunanlar, halkı kendi ümmeti yapmaya çalışanlar şunu hiçbir zaman unutmasınlar ki biz blog yazarlarını susuturamayacaksınız. Siz yazılarımıza sansür uygulamaya devam ettiğiniz müddetçe biz blog yazarları olarak size karşı kalemimiz kılıcımızdan daha keskin olacaktır. Biz yazdıkça ve yazmaya devam ettikçe siz "hata" yapanlar olarak korkmaya devam edeceksiniz. Bugün uyguladığınız sansür insan haklarının ihlali kapsamındadır.

Türkiye de demokrasi nidaları atan sözde liberaller neredeler? Yoklar ortalıklarda. Çünkü liberalizim ideolojisinin sadece "özgürlük" kısmını alıp kendine göre yontan liboşlar şunu unutmamalıdırlar ki bıçak ile vurduğunuz kolu kopabilirsiniz ama kestiğiniz kolun kanı sizinde yüzünüze gün gelir bulaşır. Bugün sadece kendilerine "özgürlük" isteyen insanlar topluluğu olanlar, yarın güç başkalarının karşıt görüşte olan kişilerin eline geçtiğinde "özgürlüğü" keyfince kullanmanın cezasını çok pahallı öderler. Blog yazarlarına karşı Türkiye de son dönemlerde artan sansür olayları hala devam ediyor. İnsan Hakları İhlali yaşanıyor. Siz sansürcüler, sansür koyarak bir yere kadar bizlere dur! diyebilirsiniz. Bizler Atatürk'ün "muassır medeniyetler" sözünü kendimize bir görev bilerek, gerek bu ülkeyi yönetenlerin eksiklerini hatalarını, gerekse muhalefetin eksiklerini hatalarını veya herhangi bir kurumun eksiğini, yanlışını yazacağız.


Bunları yazarken de eleştiriye katlanamayan insanlar at gözlüğü ile dolaşmaya devam ettikleri müddetçe, bizleri anlamama gayreti içinde olan her kesim şunu aklına iyice sokmalıdır ki "koltuğun gücü", makamın mevkiinin gücü de bir yere kadardır. Gün olur o mevkiiden indiğinizde bir gün sizinde özgürlüğünüz, kendinizi ifade etmeniz, bir şeyleri eleştirme hakkınız elinizden alındığı zaman, işte o gün sansürün ne kadar ahlaksızca bir şey olduğunu anlayacağınızı umuyorum.

Blog yazarlarına karşı sansür uygulamasını kınıyorum.

Gelecekteki Sevgilime Mektup

23 Mart 2009 Pazartesi


Çok geç kalma olur mu?
Şimdi neredesin, ne yapıyorsun, sana dair hiçbir fikrim yok. Gözlerin ne renk? Senin de bakışların ürkek mi hayata dair? Dünya'nın neresindesin ? Ne yapıyorsun? Hiçbir şey bilmiyorum sana dair. Yıllar sonra seninle karşılaşabilecek miyim? Bulacak mıyım seni, seni sevebilecek miyim bilmiyorum.
Aslında sana anlatmam gereken o kadar çok şey var ki... Nereden, nasıl anlatmaya başlamalıyım kendimi sana... Terk edilişlerimi mi, senin geleceğin günü bekleyerek senin yokluğunda neler yaptığımı mı anlatmalıyım... Yoksa sadece, tek istediğim şeyin beni bir ömür boyu sevmeni istemek mi olmalı senden.
Seninle karşılaştığımda, hayatıma gireceğin gün bu yaşadığım hayatın neresinde olacak? Bu ülke de mi çıkacaksın karşıma, yoksa dünyanın herhangi bir yerinde mi bulacağım seni. Sana dair korkularım da var. Belki de göçüp gitmişsindir, bilmiyorum dedim ya. Üstelemek istemiyorum artık hayatı. Artık korkularımın beni içine hapsetmesini istemiyorum. Seni de bir gün bulup kaybetmekten korkuyorum aslında. Şimdi geleceğin günü bekliyorum, ağır geliyor bu bekleme eylemi.
Çok geç kalma. Beni bir an önce bul, ya da ben bulayım seni. Şimdi bu mektubu yazarken o kadar yorgunum ki... O kadar bezdim ki aslında. Küstüm sensizliğe, yokluğuna... Ne zaman geleceksin? Aslına bakarsan umudumu yitirmek üzereyim. Şimdi başkentin orta yerinde yalnızlığımla yoldaşım bu sokak kaldırımlarında. Ne bir el var elimde, ne de bir dost avutuyor... Yüreğim bir yangın yeri. Bekliyorum seni... Çok geç kalma, neredeysen bir an önce sev beni.

Slumdog Millionaire

21 Mart 2009 Cumartesi



"Belki de bu bizim kaderimizdir" diyor filmde... Hayata dair, aşka dair, yaşamaya dair, savaşmaya dair, kaybetmeye dair, kazanmaya dair; hayat ile mücadelenin savaşımının zorluğu ve hayata dair iç burkan ayrıntıları anlatıyor slumdog...

Kaybetmenin hüznünü, yaşamanın zorluğunu, savaşmanın onurunu, aşkın tutkusunu, hayatın acımasız taraflarının nasıl vurduğunu, kazanmanın mutluluğunu bir de... Müzikleri ile filmin bütünleşmesi ve senaryosu ile alıp sizi götürüyor slumdog millionaire...

Klasikleşmiş ifade ile söylemek istemiyorum ama kesinlikle etkileyici ve izlenmesi gereken filmlerden biri...